Indirgani.CoM
Sistem saati: 23 May 2012, 16:23

Tüm zamanlar UTC + 3 saat





Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: KURAN-I YANİ ŞERİATI TANIYALIM ?
İletiTarih: 18 Şub 2011, 21:32 
Çevrimdışı
sinan01

Kayıt: 05 Arl 2008, 09:30
İleti: 3242
Konum: adana / KOZAN
Resim

Şeriat nedir, ne değildir?

Şeriat: “Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar” gibi mânâlara geliyor.

İnsan, bir kavramı reddederken de, kabul ederken de anlamını bilmeli, diye düşünüyoruz. Taraftar olmak veya olmamak ayrı mesele.

En çok tartışılan kavramlardan biri de “şeriat.” Bu konuda bir çok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de.

Önce, Şemseddin Sami Efendinin, dilimizin en esaslı lugati olarak bilinen “Kamus”una bakalım:

Şeriat, “evamir ve nevahi-yi İlahiyye ve ayet ve hadis ve icma-ı ümmet esasları üzerine müesses kanun-u İlahi” diye tarif ediliyor.

Tarifte iki unsur dikkat çekiyor. Biri, şeriatın “İlahi emirler ve yasaklar” oluşu. Diğeri, bu İlahi kanunların “ayet, hadis ve icma” denilen temeller üzerine kurulu bulunduğu.

Ömer Nasuhi Bilmen ise, “Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu” adlı mükemmel eserinde bu ıstılahı ayrıntılı biçimde şöyle açıklıyor:

“Şeriat, din lisanında, Cenab-ı Hakk'ın, kulları için vazetmiş olduğu dini, dünyevi ahkamının heyet-i mecmuasıdır. Bu itibarla şeriat, din ile müradif olup, hem ahkam-ı asliye denilen itikadiyatı, hem ahkam-ı fer'iye-i ameliye denilen ibadet, ahlak ve muamelatı ihtiva eder.”

“Şeriat, umumi manasına nazaran bir peygamber-i zişan tarafından tebliğ edilmiş kanun-u İlahi demektir. Ahkam-ı şer'iye denilince, bundan kanun-u İlahi hükümleri manasını anlamak lazımdır. Ve bununla asıl Kur'an'a, Hadise, İcmaa sarahaten müstenid olan hükümler kastedilmiş olur.”

Bu ayrıntılı tarifte şu temel noktalar ustalıkla sıralanmış:

1. Şeriatı, kulları için Allah koymuştur.

2. Şeriat, dini ve dünyevi hükümlerin tamamıdır.

3. Şeriat, “din” kelimesiyle eşanlamlıdır.

4. Şeriat kavramının içinde, imani hükümlerin yanında ahlaka, ibadete ve günlük hayattaki işlere dair hükümlerin hepsi vardır.

5. Genel anlamda, her peygamberin getirdiği İlahi kanunlara da şeriat denilir.

6. Şeriat kelimesiyle, açıkça Kur'an'a, Hadise ve İcmaa dayanan hükümler kastedilmiş olur.

Asrımızın en büyük müfessirlerinden olan Elmalılı Hamdi Efendinin, “Hak Dini Kur'an Dili” isimli pek kıymetli tefsirindeki şeriat tarifi de şöyledir:

“Lugatte bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda, insanların hayat-ı ebediyeye ve saadet-i hakikiyeye ulaşması için, Allah Tealanın vaz u teklif ettiği ahkam-ı mahsusaya ve mezheb-i müstakime bilistiare ıtlak edilmiştir ki, din demektir.”

Bu tarifte de bazı önemli noktalar dikkati çekiyor:

1. Şeriatı Allah koymuş ve kullarını sorumlu tutmuştur.

2. Allah, şeriatı kullarının ebedi hayata ve hakiki saadete ulaşması için göndermiştir.

3. Şeriat, müstakim, yani doğru yolun adı olup, hususi hükümlerden ibarettir.

4. Şeriat, din demektir.

Asrımızın büyük alim ve mütefekkiri Bediüzzaman ise, şeriatı tarif ederken şunları söylüyor:

“Şeriat ikidir. Birincisi, alem-i asgar olan insanın ef'al ve ahvalini tanzim eden ve sıfat-ı kelamdan gelen bildiğimiz şeriattır. İkincisi, insan-ı ekber olan alemin harekat ve sekenatını tanzim eden, sıfat-ı iradeden gelen şeriat-ı kübra-yı fıtriyedir ki, bazan yanlış olarak tabiat tesmiye edilir.”

Bu tanımda da önemli noktalar vardı. Şeriatı ikiye ayırarak tarif ediyor, tabiat mefhumuna da açıklık getiriyordu Bediüzzaman.

1. “Küçük alem” olan insanın fiillerini ve işlerini düzenleyen ve Allah'ın “kelam” sıfatından gelen bildiğimiz şeriat.

2. “Büyük insan” olan alemin hareketlerini ve durumlarını düzenleyen şeriat.

3. Maddi alemdeki kanunlara “tabiat” demek yanlış. Çünkü, bu kavram Allah'ı hatıra getirmiyor. Oysa, bu “fıtri” kanunları koyan ve tatbik eden O'dur.

Bu izah, başka bir manayı da hatırlatıyor: Kainattaki varlıklar, Allah'ın “fıtri” kanunlarına isyansız itaat ettikleri için bu alem muntazam ve mükemmel. Hiçbir yerde en küçük bir karışıklık yok. Demek insanlar da yaşayışlarında İlahi kanunlara isyansız itaat etseler, özlenen ahenge kavuşacak ve aradıkları saadete erecekler. Uyumsuzluğun ve huzursuzluğun sebebi, isyan ve tuğyanlarıdır. Ahiret saadeti gibi, dünyevi huzurun da çaresi İslam'dadır.

Bütün bu tanımlara göre, “şeriat” diyen birisi, “din kuralları” demektedir. İnsan ise, hür bir varlıktır.

Kabul de edebilir, red de... “Dinde zorlama yoktur.”

1. İslam şeriatı uygulanan bir ülkede hırsızlığa kol kesme, zina edene recm cezaları uygulanıyor.
bu insan hakkını ihlal olarak değerlendirilebilir mi?

Cevap:

İslam fıkhına göre ortada açlık, mecburiyet gibi bir zorlayıcı durum olmadan hırsızlık yapan müslümana verilecek ceza el kesmedir.
Evli bir erkek veya kadın zorlayıcı bir durum olmadan zina yaparlar ve bu da dört erkek şahit tarafından açık ve kesin olarak tespit edilirse evli iken zina edene recim (taşlayarak öldürme) cezası zaman zaman uygulanmıştır.
Hz. Ömer Halife iken, aç kaldıkları için yiyecek çalan birkaç şahıs yakalanmış, hakim el kesme cezasına hükmetmiş, Halife ise bu cezayı uygulamamış, "Bunlar aç kaldıkları için mecburen yiyecek çalmışlar, ceza uygulanacaksa bunları aç bırakanlara uygulanmalı" demiştir.
Bugün bazı ülkelerde "şeriat uygulamasına geçildi" diye ilan ediliyor, arkasından da uygulama örnekleri olarak el kesme, birden fazla kadınla evlenme, kadınları peçeye sokma gibi uygulamalar görülüyor. Bunların gerçek manada şeriatı (İslam'ı) mümin hayatına uygulama ile bir alakası yoktur. Çünkü o ülkelerde yönetim (iktidarın elde edilmesi, intikali ve kullanılma şekli) İslam'a uygun değildir, çoğunda ya askeri yönetim veya diktatorluk vardır. Servetin elde edilmesi ve dağılımı İslam'a uygun değildir. İslam, inanç farkına da bakmaksızın bütün teb'anın temel ihtiyaçlarının karşılanmasını topluma/devlete vazife olarak vermiş bulunduğu halde insanlar aç, açık, tedavisiz, tahsilsiz. . kalıyorlar. Şimdi bu insanlar ihtiyaç sebebiyle hırsızlık yapınca bunların ellerini kesenlerin elleri kesilesi olmuştur.
İslam'ın temel kaynağı Kur'an'a göre zina eden erkek ve kadına yüz mutedil (sakat bırakmayan, vücutta iz yapmayan) sopa vurulur. Kur'an bu cezada evli ile bekarı ayırmıyor. Hadislerde birkaç evli zaniye recim uygulandığı anlatılıyor; ancak bunun devamlı ve gerekli bir ceza olduğuna dair kesin delil yoktur, tazir (suçu önlemek için yönetimin tarihi olarak uygun bulduğu, değişmeye açık) ceza nevinden olduğu anlaşılmaktadır. Peygamberimiz (s.a.) bizzat recim yapmamış, yapanlara da "Suçlu kaçmaya başladığında keşke bıraksaydınız, adam tevbe etmiştir" buyurmuştur.


2. Zina insan hakkı olarak kabul edilir mi?

Cevap:

Bütün kitaplı dinlerde zina günahtır, suçtur, ayıptır ve yasaktır. Günah, ayıp, suç olan bir fiil insan hakkı olamaz. İnsanın hak ve imkanını kötüye kullanması, suç işlemesi olarak kabul edilir. Ancak dinler ile hukuk sistemlerinin zina tanımlamaları farklı olabilmektedir. Bugün birçok çağdaş hukuk mevzuatında reşid olmuş (mesela 18 yaşında) kimselerin kendi rızalarıyla cinsel temas yapmaları suç sayılmıyor, ayıp (ahlaka aykırı) olması konusu da oldukça karmaşık, farklı ve belirsiz. Buna karşı dinlerde ve özellikle İslam'da yaşı başı ne olursa olsun, evli veya bekar insanların nikah dışı cinsel temasları zinadır, suçtur, ayıptır ve günahtır.


3. Bu cezalar sadece müslümanlar için midir? İslama inanmayan hatta hiçbir dine inanmayan insanlara nasıl ceza uygulanır?

Cevap:

Dine dayalı ceza hukuklarında (mevzuatında) öngürülen cezalar genellikle o dine inanan kimselere uygulanır. Eğer bir ülkede farklı inanç sahipleri birlikte (teb'a olarak) yaşıyorlarsa, bazı cezalar gayr-i müslümlere uygulanmaz, onların fiilleri dine aykırı olmanın yanında başkalarına zarar vermek, kamu düzenini bozmak gibi nitelikler taşıyorsa onlara da bazı engelleyici cezalar uygulanır. Ayrıca gayr-i Müslim vatandaşların "bize İslam ceza hukuku uygulansın" demeleri, buna razı olup talep etmeleri de uygulamaya dayanak olur.
Suç ve ceza kanunsuz olmaz. Kanun yazılı olmayabilir. Hakim hükmeder ve cezayı infaza yetkili olanlar infaz ederler. Din kitabında veya kanunda yazılı diye sokaktaki insan, suç işleyene ceza uygulayamaz. Eğer bir ülkede dine dayalı ceza hukuku uyguklanmıyorsa, o dine inanan müminlerin kendi aralarında hükmedip ceza uygulamaları mümkün, caiz ve gerekli değildir. Eğer böyle bir kapı açılmış olsaydı anarşi doğar, her köşede bir halk mahkemesi kurulur, kurunun yanında yaş da yanardı.

Asrımızda Şeriat geçerli midir?

Bu noktada düşülen iki aşırılığa kısaca temas edeceğiz: Bazı insanlar, bu asırda İslâmî hükümlerle hükmetmenin mümkün olmadığını iddia ederken, diğerleri de İslâm hükümleriyle hükmetmeyen herkesi, niyetlerine bakmaksızın, hemen küfürle itham ediyorlar. Bunların biri ifrattadır, diğeri tefritte. Yâni ikisi de aşırı, ikisi de istikametten sapmış.

Önce birinci yanılmadan söz etmek isteriz. Meşhur bir kaide vardır. “Bir şey sabit olursa, levazımıyla sabit olur.” El dendi mi, parmaklar onun lâzımıdır. Eli, parmaksız düşünemezsiniz. Ve böyle bir elden istifade edemezsiniz. Yüz dendi mi, gözü ondan ayıramazsınız. Gözsüz bir yüzün önemli bir yanı eksik demektir. Gözün de akını karasından ayıramazsınız. Parmak elin, göz yüzün, gözbebeği de gözün lâzımıdır. Ondan ayırır ve tek olarak düşünürseniz bir fayda elde edemezsiniz. İslâmî hükümler de öyledir. Bir bütün olarak düşünülmelidir. Ve ancak o zaman, ferdi ve cemiyeti terakki ettirir; huzura, saadete kavuşturur.

İslâm’ın temel şartlarının ihmale uğradığı, ferdî ve ailevî hayatın yanlış esaslar üzerine bina edildiği bir cemiyette, sadece muamelât ve ceza hükümlerinin tatbiki fazla bir fayda sağlamaz. Yahut bu hükümlerin, böyle bir cemiyete tatbiki mümkün olmayabilir. Olsa bile, birçok kimse, bunlara, inanmadan ve istemeyerek uymakla nifaka düşer. Müslüman görünür, ama bir İslâm düşmanı olarak yaşar.

Şeriatın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine bir misal vermek isterim. İslâm’da faiz haramdır, yasaktır. Bu yasağı getiren âyet-i kerimeyi “Müminler ancak birbirinin kardeşidirler” âyetiyle birlikte düşünmek gerekir. O zaman şu hakikat ortaya çıkar: “Bir mü’min, ihtiyaç içinde kıvranan ve kendisinden borç isteyen bir kardeşine borç verirken, şer’î ifadesiyle ona karz-ı hasende bulunurken, bu parayı fazlasıyla geri alma talebinde bulunamaz. Bunun kardeşlikle bağdaşması mümkün değildir.”

İslâmî kardeşliğin son derece zayıfladığı, kişinin kendi öz kardeşine oyunlar oynadığı, tuzaklar kurduğu, devlet malının acımasızca yağmalandığı bir cemiyette, İslâm’ın faiz yasağı icra edilemiyorsa, kabahat o bozulan bünyenindir; ilâcın, yahut gıdanın değil.

Gelelim, istikamet sınırlarını aşan ikinci iddiaya. Bir cemiyette, İslâm’ı tam tatbik etmeyen, hükmünü ona göre vermeyen veya veremeyen bir insana hemen kâfir damgası vurmak da insaf değildir. Zira, iman küfre zıttır. Bir insan İslâm’a zıt bir hüküm veriyor, bir icraat yapıyorsa, bunu İslâm’ı reddederek yapacaktır ki küfre girsin. Aksi halde onun küfründen değil günahından, isyanından söz edilebilir. İman gibi küfürde de niyet ve irade şartı vardır. Bir adam ancak, “İslâm’ın şu husustaki hükmü şöyle ama, ben onu kabul etmiyor ve şöyle hareket ediyorum” derse küfre girer. Böyle bir niyeti ve iradesi yoksa, işlediği hata, verdiği yanlış hüküm tamamen bilgisizliğinden yahut irade zaafından kaynaklanıyorsa, yaptığının da yanlış olduğunu biliyorsa bu adama kâfir demek Ehl-i Sünnet itikadınca mümkün değildir. Bunu ancak, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna hükmeden “Haricîler”, yahut böyle bir kimsenin imanla küfür arasında kalacağını savunan “Mûtezile” iddia edebilir. Bunların ise ehl-i dalâlet olduklarında bütün Ehl-i Sünnet âlimleri müttefiktir.

Çok dikkatli olmamız gerekiyor. İslâm’ı savunuyorum derken, bilmeden dalâlet ehlinin yoluna girebiliriz.

''Sonra seni emirde (Allah'ın emrinde) şeriat üzere kıldık. Öyleyse ona (o şeriate) tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!'' (CÂSİYE SURESİ-18)

''Sonra seni emirde (Allah'ın emrinde) şeriat üzere kıldık. Öyleyse ona (o şeriate) tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!'' (CÂSİYE SURESİ-18)

''Sonra seni emirde (Allah'ın emrinde) şeriat üzere kıldık. Öyleyse ona (o şeriate) tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma!'' (CÂSİYE SURESİ-18)


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KURAN-I YANİ ŞERİATI TANIYALIM ?
İletiTarih: 08 Mar 2011, 13:36 
Çevrimdışı

Kayıt: 08 Mar 2011, 13:32
İleti: 2
ANAHTAR KABE
Sanmayın öyle muhteşem bir yapısı var.
18 ayar altın işlemi kapısı var
Kuş, uçmaz kervan geçmez bir yerden tapusu var
Dünyanın, ahretin anahtarıdır KÂBE

Gecenin karanlığı örtüsünün boyası
Altın simlerle işli üzerinde yazısı
Tavaftaki meşaket ruhların tek sefası
İnanmaya şehadetin anahtarıdır Kâbe

Örtüsü halkalarla mermerlere çakılı
Okuyamadım hangi ayetler var yazılı.
Orhan burda fark etti başındaki akılı
Kulluğun, ibatedin anahtarıdır KÂBE

Kalpler onunla açılır, onunla kapanır.
Arşı ala yeryüzüne Kâbe’yle bağlanır
Allah için rıyasızca onda ağlanır
Hacerül Esvedle cennete anahtardır Kâbe

Yüz çevirme hiç gafletle Kâbe’den öteye
Doyulmaz koklamaya doyulmaz öpmülmeye
Gelmedin Orhan kullarla sohbet etmeye
Allah ile sohbete anahtardır Kâbe

İçtiğin zemzemdir memba suyu değil,-
Çevreyi tarayarak içmen doğru değil.
Cenneteki Kevser şarabı olduğunu bil.
Saygıya, dikkate anahtardır Kâbe

Herkes birbirinden çok heycanlı, telaşlı-
Herkesin yüzü hüzünlü, göz pınarı yaşlı.
Kadın,erkek,sakat,sağlam,her renkten genç,yaşlı
Her gönülde hasrete anahtardır Kâbe

Şüphesiz ki Hacerül esved, zemzem cennetten,
Çıkarılmış değilmi ilk kul Âdem cennetten
Tövbenin kabulu apaçık belli ayetten
Tavafıyla cennete ANAHTARDIR KÂBE

Dayadımda kalbimi bir ara siyah örtüye
Korktum kaldım alnımdamı kalbim diye.
Başladım alnımı ben elimle ellemeye
Alnımdaki işareti anahtardır KÂBE

Seccadesine işlemişte Kâbe resmini,
Hacı olsa ne fayda o zavallının ismi.
Yürüyen puttan farkızdır beden denen cismi
Böyle kalp kilidine anahtardır KÂBE

Hacer kaldı mahzun, hemde çocuk İsmaille,
Biraz hurma yiyecek, birkaç günlük su ile.
Kıyamete kadar anılacak dua ile
Allaha TEVEÜKÜLE ANAHATARDIR –KÂBE

ORHAN AFACAN


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz